Acaba kendi işimi yapsam nasıl olur?
Hepimiz zaman zaman o plaza camlarından dışarı bakıp “Acaba kendi işimi yapsam nasıl olur?” diye düşünmüşüzdür. Ancak bu hayal genellikle ya ertelenir ya da plansız bir istifayla hüsranla sonuçlanır. Kurumsal hayatta geçirdiği 19 başarılı yılın ardından kendi rotasını çizen Zeynep Bilgiç, raflardaki yerini alan Kurumsal Hayattan Solo Kariyere: GEÇİŞ adlı kitabıyla bu sancılı sürece gerçekçi bir reçete sunuyor. Kendisiyle yeni kitabı, beyaz yakalıların yaşadığı sessiz krizler ve solo ekonominin geleceği üzerine web sitemiz okurları için bir sohbet gerçekleştirdik.
Zeynep Hanım, kitabınızda kendi hikâyenize “sudan çıkmış balığa dönüşme hikâyem” diyorsunuz. 19 yıllık üst düzey ve çok başarılı bir kurumsal kariyerin ardından sizi o denize atlamaya iten asıl kırılma noktası neydi?
Zeynep Bilgiç: Kurumsal hayatım dışarıdan bakıldığında gerçekten de imza attığım ilklerle ve başarılarla doluydu; 19 yıl boyunca kesintisiz çalışmış, krizler atlatmış, Harvard’da vaka olan projelere imza atmıştım. Ancak iç dünyamda durum biraz farklıydı; her seferinde içimden bir şeyler kopuyor ve sessizce “Burada ne işim var?” diye soruyordum. Fiziksel olarak da tükeniyordum; psikosomatik öksürük krizleri ve ülser başlangıcı yaşıyordum ama bunları sadece geçici bir yorgunluk sanarak hayatımdaki o müthiş hıza yetişmeye çalışıyordum.
Asıl kırılma anı, çok sıradan bir kulak burun boğaz muayenesinde yaşandı; doktor şikayetlerimi dinleyip yüzüme bakarak, “Son dönemde neye üzüldün, bir travma yaşadın mı?” diye sordu. O an durup hayatıma dışarıdan baktığımda; işten çıkarmalar, yeni CEO geçişleri ve babamın vefatı gibi inanılmaz ağır bir yükü hiç durmadan omuzladığımı fark ettim. O odadan çıktıktan sonra durdum ve o ana kadar alışık olduğum konfor alanından çıkıp, karşıma nelerin çıkacağını tam bilemediğim o “sudan çıkmış balık” evresine adım atmaya karar verdim.
Kitapta çok çarpıcı bir soru var: “Unvanım yoksa ben kimim?” Kurumsaldan ayrılanlar neden bu kimlik krizini bu kadar derinden yaşıyor?
Zeynep Bilgiç: Kurumsal hayatta unvanımız çoğu zaman sadece iş tanımımızı değil; statümüzü, ilişki ağımızı ve hatta sosyal hayatımızı bile tek başına sırtlıyor. Yıllarca o unvanın gölgesinde kaldığımızda, toplantı odasına bizden önce giren o birkaç kelimelik etiket, zamanla “ben” duygumuzun yerine geçmeye başlıyor. O kartvizit çekmeceden çıkıp çöp kutusuna gittiğinde ise makyaj siliniyor, kostüm çıkıyor ve insan yıllarca emek verip inşa ettiği kimlik duvarının bir gecede yıkıldığını hissederek o derin boşluğa düşüyor.
Bu krizin keskinliğini yumuşatmanın yolu, unvanın kimliğin kendisi değil, sadece uzunca bir süre giyilen bir kostüm olduğunu fark etmektir. Geçiş sürecinde ilk yapılması gereken yeni bir kartvizit bastırmak değil; “Unvanımdan bağımsız olarak ben kimim, hangi kaslarımla değer yaratabilirim?” sorusuna dürüstçe yanıt vermektir. Gerçek özgürleşme, prestij faktörünü tamamen reddetmekten ya da asıl değeri şirketten ödünç alınan unvan ile eşdeğer tutmaktan geçmez. Kendi iç pusulanızı ve ürettiğiniz somut etkiyi öne çıkarmaktır önemli olan.
İnsanlar genellikle “istifa edip hayallerinin peşinden koşmayı” epeyce romantikleştirir. Siz ise “Savaş veya Kaç” yerine “Planlı Geçiş”i savunuyorsunuz. Romantik kopuşların neresi yanlış?
Zeynep Bilgiç: Sorun şu ki, beynimiz modern sorunlara hâlâ ilkel tepkiler veriyor; belirsizliği bir tehdit olarak algılayıp bizi ya savaşmaya ya da kaçmaya zorluyor. Ya dişimizi sıkıp her şeyi bir savaş gibi görerek olduğumuz yerde tükeniyoruz ya da ‘Hiç düşünme, hemen istifa et, kaç kurtul’ diyen dürtüyle hareket ediyoruz. Ancak hiçbir finansal tamponu olmayan ve hizmet modelini test etmemiş birinin, ani bir kopuşla başarılı olma ihtimali çok düşüktür. Ben hayatın sürekli bir mücadele olduğu fikrini de bu tür pervasız atlayışları romantize etmeyi de reddediyorum.
Bunun yerine, zihnin ‘savaş veya kaç’ düğmesinin yanına akılcı bir üçüncü seçenek ekliyorum: Planlı Geçiş. Geçişi bir hayatta kalma krizi değil, küçük adımlarla test edilebilecek bir proje gibi görmeliyiz. 6-9 aylık bir finansal tampon hazırlamak ve ‘En Küçük Anlamlı Hizmet’ (MVS) dediğimiz ilk teklifi netleştirmek, risklerin payını en aza indirir. Riskleri önceden görüp stratejiyle adım attığınızda, o korkutucu sıçrama çok daha güvenli ve sürdürülebilir bir tasarıma dönüşür.
Biraz da işin duygusal yüzleşmelerini konuşalım. Alıştığımız o plaza kartvizitlerini bırakıp yalnız yürümeye başladığımızda bizi bekleyen en büyük gerçek nedir?
Zeynep Bilgiç: Solo hayata geçişin en az konuşulan ama en yoğun hissedilen gerçeği yalnızlıktır. Kurumsaldaki koridor sohbetleri veya ekiplerin ortak dinamikleri ortadan kalkar ve dışarıdan ‘kendi kendimin patronuyum’ diyerek özgürlük gibi alkışlanan bu durum, içeride ‘bunu sadece ben mi yaşıyorum?’ dedirten bir sessizliğe dönüşür. Daha da büyük bir ters köşe şudur: Kendi kendinizin patronu olduğunuzda, şirketten ayrılmış olsanız bile içinizdeki o acımasız performans refleksinden kurtulamazsınız; gecenin ikisinde uyanıp iş yapar ve kendinize kurumsal yöneticinizden çok daha sert davranırsınız.
Bir diğer sert yüzleşme ise yıllarca güvendiğiniz ‘network’ konusunda yaşanır. Unvanınız ve karar yetkiniz varken etrafınızda olan ve ‘Güneşliyken Gelenler’ adını verdiğim insanların, fırtınada nasıl yok olduklarına şahit olursunuz. Ancak bu duygusal muhasebe sizi tüketmemeli; aksine bu sayede, unvansızken de arayan, işiniz olmasa da size referans olan nadir ama ‘Gerçek’ dostlarınızı fark edersiniz. Bu yalnızlık ve yüzleşme dönemleri, sadece iş modelinizi değil, hayattaki çevrenizi de yeniden, daha temiz bir biçimde kalibre etmenizi sağlar.
Son olarak, şu an röportajımızı okuyan ve “Ben arafta kaldım; ne yapacağımı, ne zaman adım atacağımı bilmiyorum,” diyen beyaz yakalılara ilk adımları için ne önerirsiniz?
Zeynep Bilgiç: Arafta kalmak ve tereddüt etmek çok doğal ve evrensel bir durumdur, önce bunun için kendilerini suçlamayı bıraksınlar. Ancak bu arafta kalma halinin, psikolojik korkulardan mı yoksa maddi gerekliliklerden mi kaynaklandığını dürüstçe kendilerine sormaları gerekiyor. İçlerindeki ‘Ya başarısız olursam?’ sesini bastırmak yerine, en kötü senaryoyu yazıp bunun için pratik bir B planı hazırlasınlar; bunu yaptıklarında zihinlerinin büyüttüğü o sosyal ve prestij korkularının, gerçek risklerden çok daha abartılı olduğunu görecekler.
Ayrıca suyu test etmeden okyanusa atlamalarına gerek yok; tam zamanlı işlerinden hemen ayrılmadan, akşamları veya hafta sonları küçük pilot projelerle kendi modellerini test edebilirler. Kitabın sonunda yer alan ’30 Günlük Geçiş Çalışma Kitapçığı’nı kullanarak, her gün 10-20 dakikalarını kendi iç pusulalarını bulmaya ve somut adımlar atmaya ayırabilirler. Geçiş, tek bir büyük cesaret anı değil, günlük olarak verilen o küçük ama bilinçli beş dakikalık kararların kararlı bir toplamıdır.
Kurumsal hayatın tükenmişliğinden kendi yolunu inşa etmenin umuduna uzanan bu değerli sohbet için Zeynep Bilgiç’e çok teşekkür ediyoruz. Değişimin rüzgarını arkasına almak ve kendi hikayesinin kontrolünü yeniden eline geçirmek isteyen herkesin başucunda bulunması gereken “Kurumsal Hayattan Solo Kariyere GEÇİŞ”, yeni çalışma çağının kodlarını şifrelemekle kalmıyor, adım adım yolunuzu aydınlatıyor.
Kitabı incelemek ve satın almak için:









İlk yorum yapan siz olun