İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Önce Oyna”: Serkan Küçükselek ile İş Dünyasının Unuttuğu İnovasyon Kasları Üzerine

Strateji ve liderlik alanında danışman ve eğitmen olan Serkan Küçükselek, Hümanist Kitap’tan çıkan Önce Oyna: Unuttuğumuz İnovasyon Kasları adlı yeni kitabında tam da bu kurumsal kilitlenmeyi ele alıyor. Kendisiyle, hepimizin büyüdükçe kaybettiği o doğal “inovasyon kaslarını” ve iş hayatımızı adeta esir alan ciddiyet tuzağını konuştuğumuz, ezberlerinizi bozacak bir sohbet gerçekleştirdik.

Serkan Bey, genelde iş dünyası kitapları havalı modellerle, karmaşık şirket analizleriyle başlar. Siz ise bizi doğrudan evinizin salonuna, oğlunuz Barlas’ın oyuncaklarının arasına götürüyorsunuz. Bir kurumsal inovasyon kitabı neden yerde oyun oynayan bir çocukla başlıyor?

Serkan Küçükselek: Açıkçası bunu en başta ben de böyle planlamamıştım. İş dünyasında “Neden bu kadar çok şey biliyoruz ama hiçbir şey denemiyoruz?” sorusuna takılıp kalmıştım ve cevapları o bahsettiğiniz havalı modellerde, yeni kavramlarda arıyordum ama hep bir şeyler eksik kalıyordu. Sonra bir gün Barlas’ı oyun oynarken izledim ve asıl sorunun bizim yeni bir şey öğrenmememiz değil, doğuştan bildiğimiz şeyleri unutmamız olduğunu fark ettim.

Barlas aslında bana yeni hiçbir şey öğretmedi; sadece merak, hata toleransı ve oyun gibi içimizde var olan ama “büyümek” veya “profesyonel olmak” adına sessizce törpülediğimiz o doğal kaslarımızı bana yeniden hatırlattı. İş dünyasının o ağır havasından çıkıp Barlas’ın dünyasını bir mercek gibi kullandığımda, şirketlerdeki enerji kaybının asıl nedenini çok daha net görebildim.

O ağır hava dediğiniz şey kitapta “ciddiyet” olarak karşımıza çıkıyor. Ofislerde hepimiz “ne kadar ciddi durursak o kadar iyi profesyoneliz” diye düşünürüz. Ciddiyet gerçekten sandığımız gibi bir erdem değil mi?

Serkan Küçükselek: Ciddiyetin kendisinden ziyade, ciddiyetin değerin tek göstergesi sanılması çok büyük bir tuzak. Yıllar içinde ofislerde öyle bir hava oluştu ki; düz yüzlüysen güvenilirsin, heyecanını bastırıyorsan olgunsun diye düşünmeye başladık. Bu durum, enerjiyi yönetilmesi gereken bir riske, hatta bir zafiyete dönüştürdü ve insanlar “saçma görünmeyeyim” korkusuyla kendi fikirlerini daha dile getirmeden törpülemeye başladı.

Oysa enerjinin asıl kaynağı oyundur ve oyun dediğimiz şey ofise langırt masası koymak değil, sonucun henüz kilitlenmediği o deneme serbestliğidir. Biz ciddileştikçe daha akıllı olduğumuzu sanıyoruz ama oyun alanı kapandığında zihin savunmaya geçiyor ve enerji sıfırlanıyor. İnanılmaz zeki ve donanımlı ekiplerin toplantı odalarında adeta ruhsuz gibi oturmasının sebebi motivasyon eksikliği değil; o ciddiyet perdesinin altındaki oyunsuzluktur.

Peki ya “hata yapma” meselesi? Bugün her startup’ın, her şirketin duvarında “Hızlı hata yap (fail fast)” yazıyor. Madem hata yapmak bu kadar moda, insanlar neden hâlâ denemekten bu kadar korkuyor?

Serkan Küçükselek: Çünkü o duvar yazılarıyla gerçek hayat birbirini tutmuyor. Şirketler “hızlı hata yap” diyor ama pratikte hızlı hata ile “güvenli hatayı” birbirine karıştırıyorlar. Bir hata olduğunda o hatanın faturası kişinin performansına, itibarına veya CV’sine yazılıyorsa, siz duvarlara ne yazarsanız yazın kimse risk almaz. İnsanlar aslında hatanın kendisinden değil, “hata yapan kişi” etiketi yemekten ve kariyerlerini riske atmaktan korkuyorlar.

IDEO veya Moonshot Factory gibi gerçekten inovatif yerlerde hata romantize edilmez; hata kişiden koparılır ve doğrudan sürece yazılır. Hata yapmak bir yetersizlik göstergesi değil, sürecin doğal bir hipotez testi olarak kabul edilir. Bizim dünyamızda ise hata yapan kişi göze batıyor, bedel çok belirsiz; hâl böyle olunca da herkes en güvenli, en bilindik yoldan gitmeyi seçiyor ve öğrenme tamamen yeraltına iniyor.

Departmanların kendi aralarındaki kopukluğa da çok vurucu bir eleştiriniz var. Herkes kendi işini mükemmel yapıyor olsa bile neden yenilikçi bir şey ortaya çıkmıyor? Parçalar neden birleşmiyor?

Serkan Küçükselek: Çünkü şirketler büyüdükçe herkes kendi uzmanlık alanına o kadar gömülüyor ki, parçalar arasındaki geçiş yolları tamamen kapanıyor. Pazarlama müşteriyi biliyor, operasyon süreci biliyor, finans riski görüyor ama bu bilgiler çoğu zaman aynı masada birbirine hiç değmiyor. “Bu benim alanım değil” cümlesi sınırları korurken, aslında zihinsel geçişleri ve o parçaların birbiriyle konuşma ihtimalini öldürüyor.

İnovasyon genellikle herkesin kendi parçasını parlatmasıyla değil, o parçaların arasındaki gri alanlarda, uymayan şeylerin yan yana gelmesiyle doğar. Barlas oyun oynarken bir Lego parçasını hiç alakası olmayan bir araba tekerleğiyle birleştirmeye çalışıyor; uymasa bile “buraya gelirse ne olur?” diye deniyor. Biz ise toplantılarda biri farklı bir bağlamdan örnek verdiğinde hemen “konuyu dağıtmayalım” diyerek o sürtünmeyi ve bağ kurma şansını anında boğuyoruz.

Son olarak sormak istediğimiz konu “basitleştirme”. Bir sorunla karşılaştığımızda hemen yeni bir kural veya rapor ekliyoruz. Neden hayatı basitleştirmek ve eksiltmek bize bu kadar zor, hatta korkutucu geliyor?

Serkan Küçükselek: Çünkü bir şey eklemek bize kontrolü elimizde tuttuğumuz, o problemi “ele aldığımız” hissini veriyor; yani fazlalık çoğu zaman sahte bir güvenlik duygusu yaratıyor. Bir kriz anında yeni bir onay mekanizması getirdiğinizde herkes rahatlıyor, sorumluluk dağılıyor. Ama iş bir şeyi çıkarmaya, basitleştirmeye geldiğinde işler değişiyor; çünkü çıkardığınız her fazlalık, geçmişte alınmış bir kararı ya da birinin içerideki statüsünü doğrudan sorgulamak anlamına geliyor.

Basitleştirme, masum bir “verimlilik” projesi değil; duygusal ve politik bir yüzleşmedir. Gereksiz bir kuralı veya süreci kaldırmak, “Bunu çıkarırsak ben ne olacağım?” korkusunu tetikliyor. Ama gerçek şu ki; sistemin üzerindeki o ağır ve gereksiz yükleri atıp hafiflemeden, zihinlerin yön değiştirmesi ve yeni bir adım atması fiziksel olarak mümkün değil. İnovasyon çoğu zaman yeni bir şey eklemek değil, artık neyi taşımayacağımıza cesaretle karar verebilmektir.

Kitabı incelemek ve satın almak için:

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mission News Theme by Compete Themes.